Paket’te Çalışma hayatı ile ilgili bir iyileştirme var mıdır?



a) Anayasa’nın 51. maddesi, aynı iş kolunda birden fazla sendikaya üye olunmasına manidir. Değişiklik Paketinin 5. maddesi ile bu engel ortadan kaldırılmış, böylelikle Uluslararası Çalışma Örgütü’nün Sendika Özgürlüğüne ve Örgütlenme Hakkının Korunmasına İlişkin 87 Sayılı Sözleşmesi’ne aykırılık da ortadan kaldırılmıştır.

b) Anayasa’nın mevcut 53. maddesine göre, memurların toplu sözleşme hakkı bulunmamakta, toplu görüşme hakkı bulunmaktadır. Toplu görüşme uygulamasında son sözü Bakanlar Kurulu söylemektedir ve memurlar Bakanlar Kurulu Kararı’na uymak zorunda bırakılmaktadırlar.

Anayasa değişiklik paketinin 6. maddesi ile öncelikle toplu sözleşme hakkı getirilmiş, anlaşmazlık halinde son söz, memurların temsilcilerinin de içinde bulunduğu Kamu Görevlileri Hakem Kurulu’na verilmiştir. Böylelikle Bakanlar Kurulu’nun son söz söyleme yetkisi kalmamıştır.

Getirilen bir yenilik de toplu sözleşme hükümlerinin emeklilere de yansıtılacak olmasıdır.

53. madde ile yapılan değişiklikle, ILO’nun (Uluslararası Çalışma Örgütü) Teşkilatlanma ve Kolektif Müzakere Hakkı Prensiplerinin Uygulamasına Yönelik 98 Sayılı Sözleşmesi’nin 4. maddesinde öngörülen “serbest ve gönüllü toplu pazarlık” ilkesine aykırılık ortadan kaldırılmıştır.

c) Paketin 7. maddesiyle Anayasa’nın 54. maddesinde, çağdaş demokratik toplumlarda çalışma hayatını düzenleyen ve genel kabul gören evrensel ilkelerle bağdaşmayan grev hakkına getirilen anayasal sınırlamalar kaldırılmıştır.

Grev esnasında meydana gelen zararlardan sendikanın sorumlu olacağına dair sorumluluk hükmü, sendikal hakların güçlendirilmesi amacıyla değişiklikle birlikte yürürlükten kaldırılmaktadır. Böylece sendikalara daha rahat bir şekilde grev kararı alma imkânı getirilmiştir.

Mevcut durumda, siyasi amaçlı grev ve lokavt gibi faaliyetler yasaktır. Bu yasaklar, evrensel çalışma hayatı standartlarına ve konuyla ilgili uluslararası belgelere aykırılık teşkil etmektedir.

54. maddede yapılan değişiklikle, tüm bu yasaklar kaldırılmakta, Anayasamız’daki konu ile ilgili hükümler çağdaş ve medeni dünya ile paralel hale getirilmektedir.

Çalışma hayatı ile ilgili bu düzenlemeler, bugüne kadar Anayasa değişiklik taslağı hazırlayan birçok STK’nın talebi olarak hep gündeme gelmiş ama bugüne kadar bir türlü gerçekleştirilememiştir.

Tüm bu değişiklikler, işçilerimizin, memurlarımızın ve onların bağlı bulundukları işçi ve memur sendikalarının ve emeklilerimizin genel arzusudur.

     

Ekonomik ve Sosyal Konsey’in Anayasa’ya girmesinin pratikte ne faydası olacaktır?



AK PARTi’nin iktidara gelmesinden beri, Ekonomik ve Sosyal Konsey, düzenli bir biçimde toplanmaktadır.

İşçi ve işveren sendikalarının, tüccarın, esnafın, sanayicinin bağlı bulundukları derneklerin, meslek örgütlerinin ve odaların çatı kuruluşları olan birlik ve konfederasyonların temsilcileri ile bazı hükümet üyelerinden oluşan, Ekonomik ve Sosyal Konsey, bu değişiklikle anayasal güvenceye kavuşturulmuştur.

Katılımcı demokrasinin gereği olan bu uygulama, Türkiye’nin son 8 yıllık kalkınma ve gelişmesine çok olumlu katkılar sağlamıştır.

Ekonomik ve Sosyal Konsey artık hükümetlerin tercih ve inisiyatifine göre değil, anayasal bir zorunluluk olarak sosyal ve ekonomik politikaların belirlenmesi ve uygulanmasında hep var olacaktır. Bu ise toplumun çok geniş bir bölümünün yönetime dahil edilmesi demektir.

     

Anayasa Değişiklik Paketi’nin ekonomik olarak ülkeye getirisi nedir?



TBMM’deki müzakereler boyunca muhalefet partileri, ülkedeki işsizlikten, tarım kesiminin, esnafın, tüccarın, sanayicinin ekonomik problemlerinden söz etmişler ve toplumun Anayasa değişikliği gibi bir talebinin olmadığını iddia etmişlerdir.

Milli irade, hukukun üstünlüğü, akıl, bilim, tecrübe, demokrasi, bireyin temel hak ve özgürlükler ve ahlakilik gibi kavramları siyasi yönetim anlayışının temel referansları olarak kabul eden AK PARTi iktidarı, ülkenin imkânlarını zorlayarak halkımızın refah ve mutluluğunu artırmak amacıyla gerekli her tedbiri almaktadır.

Örneğin; Hükümetimiz esnaf, sanatkâr ve KOBİ’lerimizin sorunlarının çözümüne yönelik olarak ''Esnaf Değişim, Dönüşüm ve Destek Strateji Belgesi ve Eylem Planı''nı uygulamaya koymuştur.

“Küreselleşmenin meydana getirdiği fırsatlardan yararlanmak ve beraberinde getirdiği olumsuzluklardan korunmak amacıyla gereken yapısal dönüşümlerin gerçekleştirilmesini savunan” Hükümetimizin almış olduğu tedbirler sayesinde Türkiye, yüz yılda bir yaşanabilecek ve dünyaya maliyeti trilyon dolarlarla ifade edilen Küresel Finans Krizi’nden en az etkilenen ülkelerden biri olmuştur. Türkiye, bu süreçte kriz yönetimini başarıyla uygulamış ve IMF parasına muhtaç olmamıştır.

Ayrıca, dünyadaki birçok ülkenin (Ör. Yunanistan, İzlanda, Macaristan gibi) kredi derecelendirme notları düşürülürken, Türkiye’nin kredi notu yükseltilmiştir. Bununla birlikte Türkiye, OECD ülkeleri arasında finans kesimine kaynak ayırmayan tek ülke olmuştur. Krizin olumsuz etkilerini gidermek amacıyla ülkemizde alınan tedbirlerin toplam tutarı yaklaşık 43,4 milyar TL’yi bulmuş ve bunun GSYH’ye oranı ise %4,4 olmuştur.

Dünyada yapılan birçok araştırma, çağdaş bir Anayasa ile işleyen bir hukuk sisteminin sürdürülebilir büyümenin ön şartı olduğunu ortaya koymaktadır. Bunun en iyi ispatı İskandinav ülkeleridir.

Bir ülkenin demokratik standartlarının yüksek olması, işleyen bir hukuk sistemi ile iç ve dış yatırımcılara güven veren tarafsız ve bağımsız bir yargı sistemine sahip olması, ekonomik kalkınmanın olmazsa olmaz şartlarındandır.

Anayasa değişiklik paketi ile “Devletin Hukuku” yerine “Hukuk Devleti” ilkesini ve “üstünlerin hukuku” yerine “hukukun üstünlüğüne”ne dayalı yönetim anlayışının iyice pekişmesini amaçlayan AK PARTi, toplumsal düzenin teminatı olan adalet sistemine azami ölçüde güvenin tesisini sağlayacaktır. Ülkemiz yıllardan beridir hukuk devletinden ziyade bir kanun devleti görüntüsü vermektedir.

Oysa bir toplumdaki en önemli güven unsuru, toplum içinde yaşayan bireylerin kendi hak ve özgürlüklerine saygı duyulduğuna olan inançlarıdır. Bu inanç tüm sosyal ve iktisadi dinamikleri harekete geçiren temel güçtür.

Hukuk devletlerinde güvenli ve öngörülebilir bir ortam olduğu için gerek ulusal gerekse uluslararası sermaye yatırım yapmakta endişe etmez, ülkeye uzun vadeli ve sabit yatırım yapmak için gelir. Daha fazla yatırım ise daha fazla istihdam, daha fazla ihracat ve daha fazla katma değer demektir.

Gerçek anlamda bir hukuk devleti ilkesinin işlerlik kazanmadığı ülkelerde, keyfilik ve şahsi iradeler hâkimdir. Bu tür ülkelerde yeterli sermaye birikimi ve akışı olmaz, yatırım ve istihdam zaafa uğrar.

Bilindiği üzere, ekonomik risk siyasi riskle doğrudan alakalıdır. Bu yönüyle bakıldığında yapılan Anayasa değişikliği ülkemizin siyasi risklerini azaltan ve buna bağlı olarak ekonomik istikrarı da garanti eden düzenlemelerdir. Diğer taraftan uluslararası kredi derecelendirme kuruluşları ülkelerin kredi notunu gelişen olaylara bağlı olarak dönem dönem yeniden değerlendirmektedirler.

Bu notlar verilirken ülkedeki politik istikrarın ve hukuki altyapının sağlamlığı da dikkate alınmaktadır. Yapılan düzenlemeler sayesinde ülkemizin “olay riski” azalacak ve ekonomik dinamizmi artacaktır. AK PARTi’ye karşı açılan kapatma davası sürecinde siyasi istikrarsızlık olacağı endişesiyle ekonomik hayatın ne tür sarsıntılar geçirdiği herkesin malumudur.

Hukukun üstünlüğünü esas alan devlet, vatandaşlarının hak ve özgürlüklerinin teminatıdır. AK PARTi; “insan” merkezli siyasi bir partidir. En üstün hizmetin, insana hizmet olduğuna inanır. İnsanın mutluluğu, huzuru, güveni ve sağlığı, çalışmalarının hedefini teşkil eder ve bunları bir bütün olarak değerlendirir.

Biz AK PARTi iktidarı olarak, insanları hiçbir zaman özgürlük ile güvenlik arasında bir tercihle karşı karşıya bırakmadığımız gibi, insanımızı maddi refahla özgürlük arasında bir tercihe de zorlamıyoruz. Ancak askerî rejim dönemlerinde güvenlik gerekçesiyle tüm hak ve özgürlükler rafa kaldırılır.

Totaliter veya otoriter tüm yapıların karakteristiği budur. Oysa biz insanların bir yanda hak ve özgürlüklere sahip olurken, bir yandan da güven içinde olmalarını arzuluyoruz. İnsanlar hem maddi refah içinde olsunlar hem de, 50 yıldır olduğu gibi “darbe dönemi anayasaları”na mahkûm olmasınlar.

AK PARTi, yaratılmışların en şereflisi olan insanı hem maddi hem manevi olarak mutluluğa ve refaha layık görür. İnsan, sadece maddi ihtiyaçları olan bir varlık değildir. Aynı zamanda bir ruh ve mana dünyasına sahiptir.

Hürriyet, bağımsızlık, hak, hukuk, adalet, bireysel ve milli onur, şahsi ve kolektif itibar, şan, şeref vb. kavramların maddi unsurlarla izah edilmesi mümkün değildir.

İnsanın gıdadan yoksun kalması ile özgür olmaması aynı derecede “açlık” doğurur. Biri bedenimizin, diğeri aklımızın ve ruhumuzun açlığı anlamına gelir.

Bu bakımdan cezaevlerindekiler, saraylardaki gibi yiyip içse ve giyinseler bile en önemli ihtiyacı olan hürriyetten mahrum oldukları için orada kalmak istemezler. Çünkü hürriyet yokluğu sebebiyle akıl ve ruh açlığı çekerler.

Anayasa değişiklik paketinin, halk oylaması oylaması için yapılacak giderlerden başka herhangi bir ekonomik götürüsü yoktur. Bu da yaklaşık 10 km’lik bir otoban için yapılan harcamaya denktir.

Buna mukabil yapılan Anayasa değişikliği, demokratik hukuk devleti ve demokrasinin tam anlamıyla yerleşmesini sağlayarak, orta ve uzun vadede toplumsal-siyasi istikrara ve güvene dayalı büyük ekonomik gelişmelere yardımcı olacaktır.

Bu hukuki altyapı, ekonomi için gerekli ve uygun atmosferi temin edecektir. Muhalefetin söylediği gibi, çiftçiye, köylüye, işçiye, tüccara veya sanayiciye; duble yola, eğitim veya sağlık harcamalarına gidecek kaynağın Anayasa değişikliğini yapmak için harcanması söz konusu değildir. Velev ki, halk oylaması harcamasını bu kadar önemseyen muhalefet, bu Anayasa değişikliği paketine destek verebilir ve en az 367 oyla kabul edilmesini sağlayarak, ülkeyi iddia ettikleri bu mali külfetten kurtarabilirdi.

Bu da muhalefetin samimiyetsiz bir yaklaşım içerisinde olduğunu göstermektedir. Diğer taraftan 1921 Anayasası, İstiklal Savaşı sürerken yapıldı. 1924 Anayasası ise savaşın külleri içinden çıkan bir ülkenin Anayasası idi. O günkü milli irade, ekonomik problemler var diye Anayasa yapmaktan vazgeçmedi, vazgeçmesi de düşünülemezdi.

1990’lı yıllarda Telekom’un özelleştirilmesine engel olundu. 1994’te toplam dış borcumuz 27 milyar dolardı. Tek başına Telekom özelleştirilebilseydi, bütün dış borcumuz kapatılabilirdi.

Danıştay’ın yaptığı yerindelik denetimi, beraberinde sübjektif bir “kamu yararı” gerekçesi getirdi. Ancak zaman gösterdi ki, kamu yararı Telekom’un özelleştirilmesine engel olmakta değil, özelleştirilmesindeydi. Anayasa’ya göre özelleştirme esnasında imtiyaz sözleşmelerine ilişkin Danıştay görüşünün alınması için Danıştay’a 60 gün süre verilmiştir. Ne var ki, son yıllarda sadece TCDD’nin bazı özelleştirme faaliyetlerinde Danıştay’daki anayasal 60 günlük sürenin uygulamada 2 yıla kadar uzamış olması, kamuyu 2,8 milyar dolar zarara sokmuştur. Değişiklik paketinin halk oylamasında kabul edilmesinden sonra artık mahkemeler yerindelik denetimi yapamayacaktır.

AK PARTi’ye açılan kapatma davasının doğrudan veya dolaylı maliyeti 20 milyar dolar olmuştur. Buna bağlı olarak sadece borçlanma faizinin yükselmesinden dolayı devletin, dolayısıyla milletin zararı tek başına 4 milyar dolardır. Bu süreçte ayrıca ekonominin temel göstergeleri olarak adlandırılan büyüme oranı üçer aylık dönemler itibariyle düşmüş, İMKB 100 endeksi 45.000’li seviyelerinden 35.000 seviyelerine kadar inmiş, TCMB borçlanma faiz oranı ise % 15,25’ten % 16,75’e yükselmiştir. Diğer taraftan ekonominin nabzını tutan TCMB anketleri, kapasite kullanım oranları ve güven endekslerinde ciddi bir kötüleşme yaşanmış, beklentiler olumsuz etkilenmiştir.

Türkiye’nin personel sayısı olarak en büyük bakanlığı olan Milli Eğitim Bakanlığı’nın her yıl 15 milyon evladımız için sadece 1 milyar dolarlık yatırım yapabildiği hatırlanırsa, AK PARTi’ye açılan kapatma davasının 15 milyon evladımızın 20 yılını çaldığını rahatlıkla söyleyebiliriz.

Kadınlar, çocuklar, yaşlılar, özürlüler, şehitlerimizin dul ve yetimleri ile gazilerimiz lehine yapılacak pozitif bir ayrımcılığın artık Anayasa’ya aykırılık teşkil etmemesinin, maddi ve manevi olarak birçok getirisi olacaktır. Bu kesimler, toplumumuzun neredeyse % 70’ini oluşturmaktadır. Gerek ekonomik alanda, gerek sosyal haklarda, gerekse bireysel hak ve özgürlüklerin temininde bu kesimler daha avantajlı hale gelecektir. Bunun maddi bir faydasının olmayacağını iddia etmek, hakkı ve doğruyu görmemektir.

Kendi işlerini takip etmek, yeni iş imkânları bulmak, uluslararası düzeyde ticaret yapmak, küresel ekonominin imkânlarından daha fazla yararlanmak vb. amaçlarla yurtdışına çıkmak isteyen işadamları vergi borçlarından dolayı bu haktan mahrum edilmektedir. Bu uygulamanın ortadan kalkmasının ekonomik bir faydasının olmayacağını söylemek mümkün müdür?

Tüm memurlara toplu iş sözleşmesi hakkı verilmesinin, çalışanlar ve onların aile fertleri ile piyasa için ekonomik bir anlam ifade etmediğini iddia etmek gerçekle bağdaşır mı?

Ekonomik hayatın vazgeçilmez unsurları olan sendikalarla ilgili birçok kısıtlamayı ortadan kaldırmanın ekonomik bir anlamı yok mudur?

Birçok haksız uygulamanın mahkemelere götürülmeden ‘Kamu Denetçiliği Kurumu’ aracılığı ile çözüme kavuşturulmasının, mahkemelerdeki yüz binlerce hukuk davasına konu olan meselelerin aynı zamanda “Ombudsmanlık” denen bu müesseseyle halledilmesinin zaman, emek ve davalara harcanan maddi kaynakların tasarrufu açısından bir değeri yok mudur?

Mahkemelerin iş yükünün ve kırtasiyeciliğin azaltılmasının ekonomik bir anlamı yok mudur?

YAŞ kararları ile mağdur olduğunu düşünen kişiler ve bunların aile fertlerine haklarını arama yolu açılmasının bir anlamı yok mudur?

Anayasa Mahkemesi’ne “Bireysel Başvuru Hakkı” verilerek Türkiye’yi Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin mahkûm ettiği milyonlarca avroluk tazminattan kısmen de olsa kurtarmak, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne müracaat eden kişi ve kurumların yaptıkları büyük harcamaları ülkede bırakmak, ekonomik olarak bir değer ifade etmiyor mu?

Bütün bu ekonomik kaygıların, kazançların ve beklentilerin dışında Türkiye’ye yakışan sivil ve demokratik bir Anayasa’ya kısmen de olsa kavuşmak, tek başına da olsa anlamlıdır ve çok önemlidir.