![]() |
|
|
![]() ![]() ![]() ![]() Değişiklik paketinde idare üzerinde yargı denetimini kısıtlayacak bir hüküm var mıdır? ![]() ![]() Hayır, aksine idarenin her türlü işlem ve eylemi ile ilgili olarak yargı denetiminin kapsamı genişletilmektedir. Anayasa’nın 125. maddesinin mevcut haline göre, idarenin her türlü eylem ve işlemi yargı denetimine tabidir. Ancak bu maddede iki istisna öngörülmüştür. Cumhurbaşkanı’nın tek başına yapacağı işlemler ile Yüksek Askeri Şura Kararları yargı denetimine tabi değildir. Yıllardan beri birçok askeri personel, şahsi ve aile hayatları ile ilgili olumsuzluklar olduğu ileri sürülerek, ordudan ihraç edilmiş, ancak hukukun en temel prensiplerinden biri olan “hak arama hürriyeti ve savunma hakkı” bu insanlardan esirgenmiştir. Kuvvet Komutanlıklarınca, ordudan ilişiği kesilenler, mahkemelere müracaat etme hakkına sahipken, YAŞ tarafından ordudan ilişiği kesilenler, anayasal engel sebebiyle yargı yoluna müracaat edemiyorlardı. Her darbe, en büyük zararı bizzat Ordu’ya vermiştir. 27 Mayıs 1960 Darbesin’den sonra 230’dan fazlası general olmak üzere binlerce subay Ordu’dan atılmış ve ordudaki birçok tecrübeli komutan ne yazık ki en faydalı dönemlerinde kendilerini, hem de mağdur olarak, TSK’nın dışında bulmuşlardır. 12 Eylül 1980 Darbesi, bu anlamda bir tasfiyeye gitmemiş ancak Anayasa’nın 125. maddesinin verdiği yetkiyle şimdiye kadar yaklaşık binlerce subay ve astsubay, YAŞ kararlarıyla ordudan ihraç edilmiştir. Bu insanların kendileri ve aile fertleri için büyük bir acı ve felaket olan bu durum, maalesef yargı konusu yapılamamıştır. ![]() Elbette ordu mensuplarının suç işleme imtiyazı yoktur. Askeri disiplinin ne anlama geldiğini herkes bilir. Ne var ki, suçlu olmadıkları halde rütbeleri sökülen ve ardından kendisini işsiz ve güvencesiz olarak sokakta bulan insanların suçlu olup olmadığına mahkemelerin karar vermesi gerektiği aklın, vicdanın ve hukuk devleti olmanın gereğidir. Ayrıca 125. maddenin 4. fıkrasındaki bir değişiklikle yargının, idarenin işlem ve eylemleri ile ilgili olarak yerindelik denetimi yapamayacağı hükme bağlanmıştır. Yargısal denetim hakkı “Hiçbir surette yerindelik denetimi şeklinde kullanılamaz.” ifadesi uygulamadaki yanlışlıkları ortadan kaldıracak niteliktedir. Esasen 125. maddenin 4. fıkrası, yargı denetimini, idari eylem ve işlemlerin hukuka uygunluğunun denetimi ile sınırlandırmış, yürütmenin takdir yetkisini ortadan kaldıracak şekilde yargının idari işlem tesis etmesi yasaklanmıştır. Ne var ki uygulamada, yürütmenin görevlerini kanunlarda gösterilen şekil ve esaslara uygun olarak yerine getirmesini kısıtlayacak biçimde ve takdir yetkisini ortadan kaldıracak şekilde verilmiş çok sayıda yargı kararı mevcuttur. Hatta idari eylem ve işlem tesis etme anlamına gelen yargı kararları da azımsanmayacak miktardadır. İşte bu düzenleme “kuvvetler ayrılığı” prensibinin gereği olarak yargının kendi sınırları içinde, yürütmenin de kendi sınırları içerisinde kalmasını sağlayan bir düzenlemedir. Elbette yönetenlerin her türlü eylem ve işlemi hukuka uygun olacaktır. İdarenin keyfi davranması ve kanunların ruhuna aykırı icraatta bulunması kabul edilemez. Ne var ki, idarenin takdir hakkı devredilemez bir haktır. Yargının kendisini, milletin iradesinden aldığı yetkiyle kanun koyucu olarak görev yapan TBMM yerine koyması da, kendisini yürütmeden sorumlu hükümetler ve ona bağlı olarak çalışan icracı organlar yerine koyması da kuvvetler ayrılığı prensibine aykırıdır. Bu durum, ülkeyi “hakimler devleti” olmaya götürür ki, kabul edilemez. Kamu yararı gibi subjektif bir kavramla birçok özelleştirme kararı iptal edilmiş, böylece küresel sermayenin Türkiye’de yatırım yapması ile ilgili birçok zorluk çıkarılmıştır. Sadece doksanlı yıllarda Telekom’un özelleştirilmesine mani olunması sonucu Türkiye, yaklaşık 25 milyar dolarlık zarara uğratılmıştır. 25 milyar dolarla, Türkiye'nin eğitim ve sağlık alt yapısı bir yılda İsviçre düzeyine getirilebilirdi. ![]() Bu düzenleme, yönetenlerin yargı denetiminden kaçması anlamına gelmez. Sadece yargı, kendi alanında; yürütme de kendi alanında kalmalıdır. Bir başka husus, kabul edilen metnin 15. maddesindeki düzenleme ile Anayasa’nın 144. maddesinde önemli bir değişiklik yapılmaktadır. İddiaların aksine bu madde ile yargı bağımsızlığı çok daha güçlü bir hale getirilmektedir. Bugüne kadar, Adalet Bakanlığı bünyesindeki tüm personelin, hakim ve savcılar dahil, denetlenmesi Adalet Bakanlığı’na bağlı Adalet müfettişlerince yapılagelmiştir. 144. maddede yapılan değişiklikle, hakim ve savcıların yargısal görevleri dışındaki adalet hizmetleri (cezaevi, noter, icra daireleri vb.) ve hizmetlere ilişkin personelin denetimi, Adalet Bakanlığı’na bağlı olarak çalışacak Teftiş Kurulu Başkanlığı’nca yapılacak; hakim ve savcıların denetimi ise Anayasa’nın 159. maddesinde yapılan bir düzenleme ile Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu’na bağlı olarak çalışacak, Teftiş Kurulu Başkanlığı’na tevdi edilecektir. Bir başka ifadeyle Adalet Bakanlığı, Teftiş Kurulu Başkanlığı, noter, icra dairesi, cezaevi vb. adalet hizmetleriyle, sadece idari görevleri yönünden savcıların denetimini yapacaktır. Yargı bağımsızlığı ve tarafsızlığı, partimizin ve hükümetimizin üzerinde en çok titrediği ve hassasiyetle durduğu konulardan birisidir. Tüm bu düzenlemeler yapılırken, demokratik standartları yüksek ve hukuk sistemi oturmuş ülkelerdeki uygulamalardan da yararlanılmıştır. Şu veya bu partiye veya iktidara göre bir hukuk sistemi değil; 21. yüzyılın kalkınmış, gelişmiş, halkıyla ve dünyayla barışık Türkiye’sine göre bir hukuk sistemi oluşturulmak istenmektedir. ![]() ![]() Bu Anayasa değişikliğiyle; sivillerin askeri mahkemelerde, askerlerin sivil mahkemelerde yargılanmaları ile ilgili nasıl bir düzenleme yapılmaktadır? ![]() ![]() Birçok gelişmiş ülkede, ayrı bir askeri yargı sistemi yoktur. Asker kişiler de adliye mahkemelerinde yargılanmaktadırlar. Bazı ülkelerde ise askeri mahkemeler, sadece disiplin mahkemesi olarak oldukça sınırlı bir alanda görev yapmaktadır. Anayasa’nın 145. maddesinde yapılan değişiklikle, askeri mahkemelerin görev alanı, asker kişiler tarafından işlenen suçlar ile bunların asker kişiler aleyhine işledikleri suçlarla sınırlandırılmıştır. Ancak Devlet’in güvenliğine, Anayasal düzene ve bu düzenin işleyişine karşı suçlara ait davalar her halde Adliye Mahkemeleri’nde görülecektir. Ülkemizde mevcut yapı ile askeri yargının alanı, demokrasi ve hukuk devleti standartlarının dışında çok geniş tutulmuştur. Taraf olduğumuz konuyla ilgili tüm uluslararası belgelerde Türkiye’deki bu durum demokrasi adına eleştirilmektedir. Yine Anayasa değişiklik paketinin 16. maddesindeki bir başka fıkrası ile sıkıyönetim ve savaş hallerinin dışında sivillerin askeri mahkemelerde yargılanmasına son verilmektedir. ![]() Bu arada paketin 16. maddesine göre, askeri yargı organlarının kuruluşu, işleyişi, askeri hakimlerin özlük işleri, askeri savcılık görevlerini yapan askeri hakimlerin mahkemesinde görevli bulundukları komutanlık ile ilişkileri, mahkemelerin bağımsızlığı, hakimlik teminatı ve askerlik hizmetinin gereklerine göre kanunla düzenlenir, şeklindeki Anayasa’nın mevcut 145. madde metninden “askeri hizmetin gereklerine” ibaresi çıkarılmış ve sözkonusu düzenlemelerin sadece mahkemelerin bağımsızlığı ve hakimlik teminatı esaslarına göre yapılacağı hükme bağlanmıştır. Böylece askeri yargıda da yargı bağımsızlığını temin etmek için önemli bir adım atılmıştır. Getirilen bu düzenleme ile askeri hakim ve savcıların ast-üst ilişkilerinin, emir ve komuta zincirinin etkisinde kalmadan, sicil sıkıntısı yaşamadan daha bağımsız yargılama yapmaları sağlanmış olacaktır. ![]() ![]() Anayasa Mahkemesi’nin üye sayısı ve işleyişi ile ilgili olarak yapılan değişikliklerin gerekçesi nedir? Nasıl bir Anayasa Mahkemesi modeli oluşturulmaktadır? ![]() ![]() 1982 Anayasası bir ara dönem anayasasıdır. Yürürlüğe girdiğinden beri Anayasa’da yargı ile ilgili olarak kayda değer bir değişiklik yapılmamıştır. Türkiye kabuk değiştirirken, her alanda ciddi demokratikleşme adımları atılırken, yargının bu sürecin dışında kalması düşünülemez. Yargının da Anayasa Mahkemesi’nden başlayarak demokratik bir yapıya kavuşturulması kaçınılmazdır. Mevcut halde Anayasa Mahkemesi 11 asıl 4 yedek üyeden oluşmaktadır. Bu üyelerin seçildiği kaynak ve dağılımlar şöyledir: ![]() Yukarıdaki tabloda görüleceği gibi Cumhurbaşkanı, değişik kurumlardan, her üyelik için kendisine arz edilen 3 aday arasından birini seçerek atamakta, kendisi doğrudan doğruya üst düzey yönetici ve avukatlardan 3 asıl 1 yedek üyeliğe atama yapmaktadır. Mevcut durumda, Sayın Cumhurbaşkanı toplam (asıl ve yedek) 15 üyenin 4’ünü doğrudan atarken, 146. maddede yapılan değişiklikle aşağıdaki tabloda görüleceği gibi 17 üyeden yine 4’ünü doğrudan atamaktadır. Yeni düzenlemede yedek üyeliğe yer verilmemiş ve tüm üyeler asıl üye olarak düşünülmüştür. Bu durumda toplamda üye sayısında 2 artış varken Sayın Cumhurbaşkanı’nın doğrudan atadığı üye sayısı yine 4 olarak kalmıştır. Diğer bir ifadeyle, mevcut durumda Cumhurbaşkanı 15 üyenin 11’ini gösterilen adaylar arasından, 4’ünü doğrudan seçerken, getirilen düzenlemede 14 üyenin 10’unu gösterilen adaylar arasından, 4’ünü doğrudan seçmektedir. Cumhurbaşkanı’nın seçtiği üye sayısı 15’ten 14’e düşürülmüştür 146. maddedeki değişiklikle Anayasa Mahkemesi’nin yeni üye sayısı ve seçildikleri kaynaklar şöyle olacaktır. ![]() Her boş üyelik için kurumlar üçer kişiyi aday gösterecektir. ![]() ![]() Yeni düzenleme ile 14 üyenin Sayın Cumhurbaşkanı tarafından atanması söz konusudur.Bu doğru bir tercih midir? ![]() ![]() Yukarıda da ifade edildiği gibi mevcut durumda zaten 15 üyenin hepsini Cumhurbaşkanı atamaktadır. Anayasa değişikliğine karşı olanların, konuyu sanki yeni bir durum sözkonusuymuş gibi yansıtmaları gerçekle bağdaşmamaktadır. Aksine üye sayısı artmasına rağmen Sayın Cumhurbaşkanı’nın atadığı üye sayısı azalmıştır. Cumhurbaşkanı’nın bundan sonra halk tarafından seçileceği nazara alındığında, Cumhurbaşkanı’na bu yetkinin verilmesi doğaldır. Aynı zamanda Anayasa Mahkemesi’nin demokratik meşruiyetinin de bir gereğidir. Aslında gelişmiş batı ülkelerindeki uygulama, parlamentoların daha fazla üye seçmesi şeklindedir. Ancak bizim Meclisimiz’de muhalefetle bir uzlaşma sağlanamadığı için bu yola gidilememiştir. ![]() ![]() TBMM tarafından Anayasa Mahkemesi’ne üye seçilmesi doğru mudur? Dünyada örneği var mıdır? ![]() ![]() Devlet başkanları, Cumhurbaşkanları, Meclis ve Senato başkanları ve bizzat Meclisler tarafından Anayasa Mahkemeleri’ne üye seçilmesi medeni dünyada istisnai bir durum değil, aksine esas ve olağan bir durumdur. Hatta bazı ülkelerde Anayasa Mahkemesi’nin tüm üyeleri o ülkenin meclisleri tarafından seçilmektedir. Kaldı ki TBMM 3 üyeyi doğrudan değil, Sayıştay ve Baro Başkanları’nın göstereceği üçer aday arasından seçecektir. Burada TBMM’nin bağlı yetkisi sözkonusudur. Esasen Anayasa Mahkemeleri yarı siyasal, yarı yargısal görev yapan mahkemelerdir. Bu özelliklerinden dolayıdır ki, Batı ülkelerinde siyasal organlar olan parlamentolar bu mahkemelere üye seçmektedirler. Aşağıdaki tablo dünyadaki bazı uygulamaları çok net bir biçimde ortaya koymaktadır. ![]() Ülkemizde de 1982 yılından bu yana Anayasa taslağı hazırlayan birçok sivil toplum kuruluşu, hatta Anayasa Mahkemesi’nin bizatihi kendisi üyelerin yaklaşık 3’te 1’inin TBMM tarafından seçilmesini önermilerdir. Meclis, milletin iradesinin tecelli ettiği kurum olduğuna göre, Meclisin, millet adına yargılama yapan Anayasa Mahkemesi’ne üye seçmesinden daha tabii bir şey olamaz. 1961 Anayasa’sının 145. maddesine göre de 20 kişilik Anayasa Mahkemesi’nin 11 üyesini yüksek yargı, 7 üyesini Meclis, 2 üyesini ise Cumhurbaşkanı belirliyordu. İnsanımızın ve ülkemizin ihtiyaçları, 30 yıla yakın uygulamamız, mukayeseli hukuk, AB müktesebatı ve taraf olduğumuz birçok uluslararası belge, Anayasa Mahkemesi’nden başlayarak yargımızı demokratikleştirmemizin zaruri olduğunu ortaya koymaktadır. ![]() ![]() Anayasa Mahkemesi üyeleri, yine 65 yaşında emekli oluncaya kadar mahkeme üyesi olarak kalacaklar mı? ![]() ![]() Anayasa Mahkemesi üyeliğine seçilenler en fazla 12 yıl bu görevde kalabileceklerdir. Dünyadaki değişim, dönüşüm, ülkemizdeki değişen şartlar, tecrübe ve ihtiyaçlar böyle bir uygulamayı gerekli kılmaktadır. Bu değişiklikle, Mahkemedeki üye profilinin, yeni toplumsal koşullara ve yeni anlayışlara göre makul bir süre içinde kendini yenilemesine olanak tanınmaktadır. On iki yıllık sürenin, bir taraftan üyelerin yeterince tecrübe kazanması ve bu tecrübelerini Mahkeme çalışmalarına yansıtması açısından yeterli, diğer taraftan da toplumsal değişimin Mahkeme profiline yansımasına olanak sağlamak için de makul bir süre; Almanya’da 12, Fransa, İtalya, İspanya, Bulgaristan, Macaristan, Portekiz, Polonya, Romanya ve Slovenya’da ise 9 yıldır. ![]() ![]() Bir seferden fazla Anayasa Mahkemesi üyesi olunabilir mi? ![]() ![]() Hayır olunamaz. ![]() ![]() Mevcut üyelerin durumu nasıl olacak? ![]() ![]() Mevcut üyeler 65 yaşında emekli oluncaya kadar mahkeme üyesi olarak hizmet edebileceklerdir. Halen Anayasa Mahkemesi’nin yedek üyesi olanlar, paketin yasalaşmasından sonra asıl üye olacaklardır. ![]() ![]() Bireysel Başvuru Hakkı nedir? Anayasa Mahkemesi’ne bireysel başvuru hakkı verilmesinin pratikte ne tür faydaları olacaktır? ![]() ![]() Bireysel Başvuru Hakkı; hak ve özgürlüklerle ilgili davalarda, mahkemelerce nihai olarak karar verilmesine rağmen, sonuçtan tatmin olmayan vatandaşlara sağlanan yeniden inceletme hakkıdır. Anayasa’nın 149. maddesinde yapılan değişiklikle Anayasa Mahkemesi, iki bölüm ve Genel Kurul olarak yeniden şekillendirilmiştir. Bölümler, bireysel başvuruları da kabul edecektir. Bilindiği gibi her yıl ülkemizden Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne binlerce başvuru yapılmaktadır. Avrupa Konseyi üyesi olan 47 ülkenin Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nde görülmekte olan 120.000 dava dosyasından 13.000’i ülkemize aittir. Rusya Federasyonu’ndan sonra Türkiye, aleyhinde en çok dosya olan ülkedir. Ancak aldığımız mahkûmiyetler açısından Türkiye Avrupa Konseyi’nin birincisidir. Binlerce vatandaşımız, temel hak ve özgürlükleri, kamu gücü tarafından ihlâl edildiği gerekçesiyle AİHM’ye müracaat etmekte ve bu Mahkeme tarafından tespit edilen ihlaller sebebiyle, Devletimiz tarafından milyonlarca dolar tazminat ödenmektedir. AB ülkelerinin birçoğunda, Anayasa Mahkemeleri’ne bireysel başvuru hakkı mevcut olduğu için, insanlar birçok problemlerini kendi ülkelerinde çözüme kavuşturma imkânına sahiptirler. Anayasa Mahkemesi’ne, hak ve özgürlük ihlallerinden dolayı bireysel başvuru yapılabilmesi için olağan kanun ve yargı yollarının tüketilmiş olması şarttır. Bu yapısıyla Anayasa Mahkemesi, bir çeşit Türkiye İnsan Hakları Mahkemesi haline getirilmektedir. Bu yapı, ülkemizdeki demokratik hak ve özgürlüklerin ihlallerine karşı caydırıcı bir unsur olacaktır. Ayrıca, iddia edildiği gibi, Anayasa Mahkemesi’ne bireysel başvuru hakkı verilmesi, Yargıtay ve Danıştay’ın yetkilerine müdahale anlamı taşımamaktadır. ![]() ![]() Anayasa Mahkemesi’nin hukukçu olmayan üyeleri olmasına rağmen niçin Yüce Divan yetkisi bu Mahkemeye verilmektedir? ![]() ![]() Yüce Divan yetkisiyle yargılama yapan mahkemeler, hiçbir zaman sadece hukukçulardan oluşmamıştır. Bilindiği gibi başbakan ve bakanlara izafe edilen suçlar, genellikle siyasi mahiyette suçlardır. Yüce Divan’da hukukçularla birlikte siyasal bilimcilerin, iktisatçıların veya toplum bilimcilerin yer alması medeni dünyada da yaygın bir uygulamadır. Kaldı ki, değişiklikle önerilen yapıda 17 üyenin asgari 14’ü hukukçu olacaktır. Mevcut durumda ise Anayasa Mahkemesi’nin 11 üyesinden sadece 7’si hukukçudur. ![]() ![]() Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu’nun yapısının değiştirilmesi ile Yargı Bağımsızlığı’na zarar veriliyor mu? ![]() ![]() Aksine bu değişiklikle HSYK, çok daha geniş bir temsil kabiliyetine sahip olan ve yargı camiasının tümünü sürece dahil eden bir yapıya kavuşturulmaktadır. Kurul yapısına öteden beri yapılan itirazların değerlendirilmesinde fayda vardır. Kurulun sekreteryası, bütçesi ve binasının bulunmaması, Kurul kararlarına karşı yargı yolunun açık olmaması ve iç itirazların da göstermelik olması, kurula bağlı Teftiş Kurulu’nun olmaması, Adalet Bakanı ve Adalet Bakanı Müsteşarı’nın Kurul üyesi olması, gündemi Adalet Bakanı’nın belirlemesi ve Adalet Bakanlığı Müsteşarı’nın katılmaması durumunda kurulun toplantı yapamaması, Kurulun dar tabanlı olup, yönettiği ilk derece adli ve idari yargı hakim ve savcılarının Kurul’da temsil edilmemesi ve kurul’un oluşum şekli hem ülkemiz içinden hem de uluslararası kurum ve kuruluşlar tarafından öteden beri eleştirilmekte idi. Yeni getirilen düzenleme ile tüm bu eleştiriler karşılanmıştır. Sadece eleştirilere rağmen Adalet Bakanı’nın ve Adalet Bakanlığı Müsteşarı’nın Kurul’da kalmaları öngörülmüştür. Ancak bu yapılırken de Adalet Bakanlığı’nın birçok yetkisi elinden alınmakta, Kurul’daki konumu sembolik hale getirilmekte, ayrıca Adalet Bakanlığı Müsteşarı da diğer 21 üye gibi bir konuma çekilerek, Müsteşar’ın dairelerden birinde çalışması öngörülmektedir. Böylelikle Müsteşar’ın mevcut yapıdaki etkin rolü azaltılmaktadır. Adalet Bakanı ve Adalet Bakanlığı Müsteşarı’nın Kurul’da bulunma sebebi ise, genel adalet politikası üzerinde etkili olan Kurul’un, bu politika konusunda millete karşı sorumlu olacak ve hesap verecek bir üyesine olan ihtiyaçtır. Türkiye Cumhuriyeti, bir hukuk devletidir. Hukuk devletlerinde yargı yetkisi, bağımsız mahkemelerce yerine getirilir. Bağımsız yargı, bağımsız devlet olmanın ve de hukuk devletinin olmazsa olmaz şartı, göstergesi ve güvencesidir. Bir ülkede yargı bağımsız değilse, orada adaletten ve hukuk devletinden bahsetmek mümkün değildir. Çünkü bağımsız yargı, hukuk devletinin kalbidir. Yüksek Askeri Şura, Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu kararlarına ve kamu görevlilerine verilen uyarma ve kınama cezalarına ilişkin disiplin kararlarına karşı yargı yolunu kapatan, askeri yargının işleyişinde “askeri hizmetin gereklerine riayeti” temel esas kabul eden, hakim ve savcılarla ilgili her türlü kararı alan Kurul’da hakim ve savcıların temsiline imkan vermeyen 1982 Anayasası, hukukun evrensel ilkeleri ve hukuk devletinin lafzı ve ruhu ile bağdaşmayan pek çok hüküm içermektedir. Yapılan düzenlemeler ile bir yandan temel hak ve hürriyetler daha teminatlı hale getirilirken, diğer yandan kamu denetçisine başvuru ve Anayasa Mahkemesi’ne bireysel başvuru gibi yeni hak arama yolları hukukumuza getirilmekte, hak arama yollarının önündeki engeller kaldırılmakta, Anayasa Mahkemesi ve Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu hukuk devletlerindeki standartlara uygun şekilde yeniden yapılandırılmakta ve özetle Anayasamız’da hukukun evrensel ilkeleri ve hukuk devletinin gerekleriyle bağdaşmayan düzenlemeler, hukukun evrensel ilkeleri ve hukuk devletinin gereklerine uygun hale getirilerek, Cumhuriyetimiz’in hukuk devleti niteliği güçlendirilmektedir. İtirazların esas sebebi, kapalı kast sisteminin ortadan kaldırılmasından kaynaklanmaktadır. Mevcut durumda HSYK üyelerini, Yargıtay ve Danıştay üyeleri seçiyor; sonra HSYK bu iki kuruma seçilecek üyeleri belirliyor. Karşılıklı birbirini var eden bu yapı ise, sağlıklı demokratik ve hukuki bir yapı değildi. Tüm uluslararası belgeler, mukayeseli hukuk uygulamaları, medeni ve kalkınmış dünyadaki örnekler, AB müktesebatı, Avrupa Konseyi ve buna bağlı çalışan ilgili kurulların tavsiye kararları, halkımızın yargıdan beklentisi ve bu yöndeki ihtiyaçları, yargı bağımsızlığı ve hakim teminatı prensibi, HSYK’nın yeni yapısı belirlenirken esas alınmıştır. HSYK’nın yeni kurumsal yapısı ve işleyişi şekillendirilirken, bizzat yargı kurumlarının talepleri, siyasi partilerin öteden beri hazırladıkları taslaklar ve sivil toplum kuruluşlarının önerileri de büyük çapta göz önünde bulundurulmuştur. Yukarıdaki açıklamalar ışığında bu yeni yapı, yargı bağımsızlığını zedelemeyecek, bilakis yargı bağımsızlığını güçlendirecektir. ![]() ![]() Mevcut durumda HSYK’nın kaç üyesi vardır? ![]() ![]() HSYK’nın halen Adalet Bakanı ve Adalet Bakanlığı müsteşarı dahil 7 asıl ve 5 yedek üyesi bulunmaktadır. ![]() ![]() Anayasa Değişikliğine göre HSYK’nın yeni üye sayısı kaçtır? ![]() ![]() Değişikliğe göre HSYK, Adalet Bakanı ve Adalet Bakanlığı Müsteşarı dahil 22 asıl ve 12 yedek üyeden oluşacaktır. ![]() ![]() Mevcut durumda Bakan ve Müsteşar dışındaki üyeleri, Yargıtay ve Danıştay üyeleri belirliyor. Değişiklikle seçiciler değişiyor mu? ![]() ![]() Mevcut durumda asıl ve yedek üyelerin 6’sı Yargıtay, 4’ü Danıştay tarafından aday olarak belirleniyor, her üyelik için belirlenen 3 kişi Sayın Cumhurbaşkanı’na arz ediliyor ve Sayın Cumhurbaşkanı 1’ini atıyor. Değişiklikle asıl ve yedek üye sayısı 34’e çıkarılırken, Kurul’un 10’u Yargıtay ve Danıştay Genel Kurulları tarafından doğrudan seçilecek, geri kalan üyeliklerin 16’sı 1. kademe mahkemelerde görev yapan hakim ve savcılar tarafından, 2’si Türkiye Adalet Akademisi Genel Kurulu tarafından seçilecek, 4’ü ise doğrudan Sayın Cumhurbaşkanı’nca atanacaktır. ![]() Böylelikle mevcut uygulamada her üyelik için 3 aday seçilmesi ve bunlardan birinin Sayın Cumhurbaşkanı tarafından atanması söz konusu iken, Sayın Cumhurbaşkanı’nın atayacağı sayı yeni düzenlemede 8’de 1’e düşürülmüştür. ![]() ![]() ![]() Avrupa ülkelerinde aynı işlevi gören kurulların üye sayısı ve üyelerin seçilmeleri nasıldır? ![]() ![]() Bazı Batılı ülkelerdeki durum tablo halinde şöyledir: ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() Fransa’da yapılan ve 2011 yılı Ocak ayında yürürlüğe girecek Anayasa değişikliğiyle Kurulun yapısı da değiştirilmiştir. Buna göre Fransa’da 2011 yılında yürürlüğe girecek Anayasa’da öngörülen Kurul şu şekildedir. ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() Değişiklikle, Adalet Bakanı’nın HSYK’daki konumu tam olarak nedir? ![]() ![]() ![]() Adalet Bakanı, halen olduğu gibi, Kurul’un tabii başkanıdır. Adalet Bakanı şimdiki yapıda tüm toplantılara katılmakta ve oy kullanmaktadır. Kurul Gündemini de Adalet Bakanı belirlemektedir. Yeni yapıda ise Adalet Bakanı, üç daire halinde çalışacak olan HSYK’nın atama, yetki, terfi, disiplin gibi önemli kararların alındığı daire toplantılarına katılamayacak ve oy kullanamayacaktır. Bakan, sadece Genel Kurul’a katılacak ve oy kullanabilecektir. Ayrıca her daire kendi gündemini kendisi belirleyecektir. ![]() ![]() Mevcut yapıda, Adalet Bakanlığı Müsteşarı toplantılara katılmadığı zaman kurul toplanamamaktadır. Yine böyle mi olacaktır? ![]() ![]() Değişiklikle Adalet Bakanlığı Müsteşarı katılmasa da Daireler ve HSYK Genel Kurulu toplanabilecektir. ![]() ![]() Venedik Komisyonu’nun Adalet Bakanlığı ve Müsteşarı’nın HSYK’da yer almaması ile ilgili kesin bir kararı var mıdır? ![]() ![]() Venedik Komisyonu’nun kararı, sadece Adalet Bakanı’nın hakimlerin disiplin işleriyle ilgili toplantılara katılmaması yönünde bir tavsiye kararıdır. Bakanın, Kurul’un üyesi olması yukarıda da belirtildiği gibi Avrupa Ülkeleri’nde de var olan bir uygulamadır. ![]() ![]() Mevcut durumda, tüm hakim ve savcıların denetimi Adalet Bakanı’na bağlı, adalet müfettişleri tarafından yapılmaktadır. Ancak Bakanın izniyle inceleme ve soruşturma yapılmaktadır.Değişiklik teklifi ile getirilen yapı nasıldır? ![]() ![]() Değişiklikle birlikte, tüm hakim ve savcıların denetimini ve onlarla ilgili her türlü inceleme ve soruşturmayı yapacak müfettişler HSYK’ya bağlı olacaktır. Soruşturma ve inceleme izni de, ilgili dairenin teklifi üzerine Adalet Bakanı tarafından verilecektir. ![]() ![]() Değişiklik Paketi ile Adalet Bakanı’na bağlı olarak kurulan Teftiş Kurulu Başkanlığı’na bağlı müfettişler,neyi ve kimi denetleyecektir? ![]() ![]() Adalet Bakanlığı’na bağlı Teftiş Kurulu müfettişleri, Adalet Bakanlığı merkez teşkilatı, icra daireleri, cezaevleri ve noterler dahil olmak üzere, buralardaki adalet hizmetlerini, buralarda çalışan adalet personelini ve savcıların sadece idari işlerle ilgili icraatlarını denetleyeceklerdir. Görüldüğü gibi hakim ve savcıların yargısal nitelikli iş ve işlemleri Adalet Bakanlığı müfettişleri tarafından denetlenemeyecektir. ![]() ![]() Yeni yapıda, müfettişlerin atamaları hangi makamca yapılacaktır? ![]() ![]() ![]() Teftiş Kurulu Başkanlığı’na bağlı müfettişler, Adalet Bakanlığı’nca; hakim ve savcıların yargısal iş ve işlemlerini denetleyecek, müfettişler HSYK tarafından atanacaktır. ![]() ![]() Halen, meslekten ihraç dahil, HSYK’nın hiçbir kararı, yargı denetimine tabi değildir. Bu durum değişecek midir? ![]() ![]() Değişiklik paketi ile oluşacak yeni HSYK’nın meslekten çıkarmalarla ilgili kararları yargı denetimine açık olacak; diğer kararlarla ilgili olarak ise, niteliği kanunda belirlenecek şekilde etkin bir iç itiraz sistemi getirecektir. İç itiraz, şimdiki gibi göstermelik olmayacak; itirazın, ilk kararı veren üyelerin önüne getirilerek ikinci kez aynı heyet tarafından incelenmesi şeklindeki uygulamaya son verilecektir. ![]() ![]() Mevcut durumda, yüksek yargı mensupları dışındaki hakim ve savcılar HSYK’ya üye olamamaktadırlar. Bu durum devam edecek mi? ![]() ![]() Yeni durumda 1. Kademe Mahkemeleri’ndeki hakim ve savcılar, kendi aralarından 1. sınıf olmuş hakim ve savcıları Kurul’a üye olarak seçebileceklerdir. ![]() ![]() Şu anda HSYK’nın müstakil binası, sekreteryası ve bütçesi var mıdır? ![]() ![]() Mevcut durumda HSYK’nın müstakil binası, sekreteryası ve bütçesi yoktur. Değişiklikle HSYK’nın müstakil bir binası, müstakil sekreteryası ve bütçesi olacaktır. Artık Adalet Bakanlığı Personel Genel Müdürlüğü ve Ceza İşleri Genel Müdürlüğü’nce yapılan işlemler, bu sekreteryada Kurulca yapılacaktır. ![]() ![]() Mevcut yapıda, Yargıtay ve Danıştay üyeleri, her üyelik için üç kişiyi salt çoğunlukla seçmektedir. Bu böyle devam edecek midir? Anayasa Mahkemesi’nin paketin bu kısmına müdahale etmesi ne anlama geliyor? ![]() ![]() Anayasa Mahkemesi’ne götürülen Anayasa değişiklik paketine göre, her üyelik için ayrı ayrı seçim yapılmaması, yapılacak tek seçimde her üyenin sadece bir kişiye oy verebilmesi sağlanıyordu. Bu durumda Yüksek Mahkemenin kontenjanı itibariyle en çok oy alan adaylar seçilmiş sayılacaktı. Anayasa mahkemesi düzenlemenin bu kısmını iptal ederek, şu anda yürürlükte olan duruma dönülmesini sağlamış oldu. Şu anki uygulama ile yapılan seçimlerde çoğunlukçu bir anlayış hakimdir. Halbuki çoğunlukçu değil, çoğulcu bir anlayışla seçimler yapılmalıdır. Örneğin, 250 kişinin seçici olduğu bir kurulda 126 kişi tüm üyeleri seçebilmekte, 124 kişinin ise iradesi seçime kesinlikle yansımayabilmektedir. Halbuki teklifle herkes sadece 1 kişiye oy verebilecekti. Böylelikle her oy kullananın iradesi sonuca yansıyacaktır. Teklif edilen, çoğunluk sistemi değil, bir nispi temsil sistemi idi. Ancak ne yazık ki, Anayasa Mahkemesi yetkisi olmadığı halde buna müsaade etmedi. Anayasa Mahkemesi, Anayasa’nın kendisine verdiği yetkiye göre, Anayasa değişikliklerinde sadece şekil denetimi yapabilir. Anayasa’nın 148. maddesinde bu hüküm çok açık bir şekilde yer almaktadır. Ne var ki Anayasa Mahkemesi yetki aşımıyla çoğulcu bir yapıdan değil, çoğunlukçu bir yapının devamından yana tavır takınmıştır. ![]() ![]() Tüm bu iyileştirmelere rağmen, değişiklik teklifinde, Sayın Cumhurbaşkanı’nın seçeceği 4 üye dışında yürütme, hatta yasama kurumu olan TBMM, HSYK’ya üye seçmediği halde, yargı bağımsızlığının ortadan kaldırılacağı iddiası nereden kaynaklanmaktadır? ![]() ![]() Avrupa ülkelerinde parlamentolar, senatolar ve hükümetler aynı mahiyetteki kurullara üye seçerken, hatta bazı örneklerde olduğu gibi çoğunluğu seçerken, Anayasa değişiklik teklifinde TBMM’ye de, Hükümete de, HSYK’ya üye seçme hakkı verilmemiştir. Aslında doğru olan hiç olmazsa TBMM’nin bazı üyeleri seçmesidir. Fakat Türkiye’de siyasetin yargıyı vesayet altına almak isteği iddia ve ithamlarına haklılık kazandırmamak için böyle bir düzenlemeye gidilmemiştir. Buna rağmen kopartılan gürültünün sebebi, katılımcılığın kabul edilmemesi ve bir kısım çevrelerin statükonun devamından yana olmasıdır. Adli ve idari 1. Kademe Mahkemeleri’nde görevli hakim ve savcıların kendi aralarında birinci sınıfa yükselmiş, meslektaşlarını HSYK’ya üye seçmesinden rahatsız olanlar, insanımızın hukukunu temin görevi kendilerine emanet edilen hakim ve savcılarımıza ve onların isabetli seçim yapma ehliyetine inanmayanlardır. Biz, katılımcı demokrasinin gereği olarak ilk derece mahkemelerde görevli olan hakim ve savcılarımızın sürecin içinde olması gerektiğini düşünüyor ve onların kendi yöneticilerini en iyi şekilde seçeceklerine inanıyoruz. Kaldı ki, HSYK’nın Yargıtay ve Danıştay üyeleri ile ilgili herhangi bir karar alması söz konusu değildir. Kurul’un görevi, tümüyle ilk derece mahkemelerinde görev yapan hakim ve savcılarla ilgilidir. Bu sebeple kendileriyle ilgili kararlar verilen Kurul’da ilk derece hakim ve savcıların çoğunlukla temsil edilmesi kadar doğal bir durum olamaz. Ayrıca, Anayasa Mahkemesi’nin kararıyla rejimin ve kuvvetler ayrılığı prensibinin bu değişikliklerle zarar göreceği iddiaları kesin bir şekilde reddedilmiştir. Böylelikle siyasetin yargıyı vesayet altına almak istediği yönündeki tezi, yüksek mahkemenin kararıyla çürütülmüştür. ![]() ![]() Yargının fiziki ve teknolojik altyapı, personel ve özlük hakları gibi sorunları varken, niçin bunlar yerine HSYK’nın yapısı ile ilgili konu öncelikli hale getirilmektedir? ![]() ![]() AK PARTi hükümetleri döneminde sözü edilen konularla ilgili geçmişle mukayese edilemeyecek gelişmeler sağlanmıştır. Eğitim, sağlık, adalet ve güvenlik, AK PARTi hükümetlerinin hep önceliği olmuş ve bu alanlarda hiçbir fedakarlıktan kaçınılmamıştır. AK PARTi hükümetleri döneminde yargının alt yapısı ile ilgili gelişmeler aşağıda tablo halinde gösterilmiştir. ![]() ![]() Ayrıca, özellikle hakim ve savcılarımızın maaşlarında yine hiçbir dönemle ve diğer meslek grupları ile karşılaştırılmayacak düzeyde iyileştirmeler yapılmıştır. AK PARTi hükümetleri döneminde diğer kamu çalışanlarına yapılan enflasyondan arındırılmış reel artış ortalama %26.4 iken, hakim ve savcılara yapılan reel artışın oranı % 55’tir. Biz de inanıyoruz ki, Adalet mülkün temelidir. Bu temel sağlam olmadıkça, ülkede hiçbir şey sağlam olmaz. Anayasa Mahkemesi ve HSYK’nın kuruluş ve işleyişi ile ilgili yeni bir düzenleme yapmakla, Adalet Kurumları’nın fiziki, teknolojik ve mali ihtiyaçlarını karşılamak, bu alandaki eksiklikleri gidermek birbirinin alternatifi değildir. Birini yapmak, diğerini ihmal etmek anlamına gelmez. Anayasa paketinde, Anayasa Mahkemesi ve HSYK’nın tabi olduğu anayasal alt yapıyı demokratikleştirmek, olması gereken yargı reformunun çok önemli bir adımıdır. Sanki yargının diğer sorunları bir kenara bırakılmış, sanki bunlarla ilgilenilmiyormuş da sadece Anayasa Mahkemesi’nin ve HSYK’nın yapısı değiştirilmeğe çalışılıyormuş gibi bir hava oluşturmak, böyle bir iddiada bulunmak büyük bir haksızlık ve gerçeği bilerek görmezden gelmek anlamına gelir. Bağımsız olması gereken yargı, ne yazık ki AK PARTi hükümetlerinden önce adeta bakımsız yargı durumunda idi. Tüm bu yapılanları yeterli görmüyoruz. Başta her kademedeki hakim ve savcılarımız olmak üzere adalet çalışanlarımızın devletimize, milletimize ve bizatihi “hukuk” kavramına yakışan mekanlarda, teknolojinin en son ve gelişmiş ürünleri ile, maişet kaygısı taşımadan çalışmalarını sağlamak AK PARTi hükümetinin en önemli hedeflerinden biridir. Bu hedefe, görüldüğü gibi büyük çapta yaklaşılmıştır. ![]() |
![]() |
![]() |
|
|